Gökyüzünde ilerleyen bir uçağın ardında bıraktığı o büyüleyici izlere hepimiz denk gelmişizdir. Uzun uzun izlediğimiz bu kuyruk izleri basit fizik kurallarıyla açıklanabilirken komplo teorisyenlerinin radarından kaçamamıştır. Chemtrail teorisi olarak adlandırılan teoriye göre uçakların aslında kimyasal taşıdığı ve insanlığa zarar verdikleri yönünde iddialar vardır. KOMPLO TEORİLERİ NEDEN ORTAYA ATILIR? Komplo teorileri birtakım olaylar hakkında açıklama yapmak amacıyla ortaya atılır. Bir olay ya da olguya açıklama getirilme noktasında
Hafta sonu eğlencesi olarak elimize tutuşturulan o renkli biletlerin bedelini aslında kim ödüyor? Yıllarca bize 'doğa sevgisi' diye pazarlanan o devasa camların ve parmaklıkların ardında, aslında sevgiden çok uzak, ticari ve karanlık bir gerçek yatıyor. Bu yazıda; aquaparklardaki 'gülümseyen' yunusların sessiz çığlığına, hayvanat bahçelerindeki 'koruma' maskesinin ardındaki psikolojik çöküşe ve insan hevesi uğruna çalınan özgürlüklere mercek tutuyoruz. Eğlence anlayışımızı etik süzgecinden geçirmenin vaktinin geldiğine inanıyor ve
İnsanlar günlük hayatında giyinirken sadece ne giydiğine mi odaklanıyor yoksa, giydiklerini kimin ürettiğine ve üretici markayı neden seçip desteklediğine de dikkat ediyor mu? Peki ya markalar? Desteklediklerini gösterdikleri durumları ya da olayları gerçekten destekliyor mu, yoksa hepsi sadece bir pazarlama stratejisi mi ?
İlk bakışta karnı şişmiş bir gitarı andıran, ancak çalışma prensibiyle bir Orta Çağ mühendislik harikası olan Hurdy Gurdy; müzik tarihinin en eski enstrümanlarından birisidir. Ancak bu enstrümanı asıl büyüleyici kılan teknik yapısı değil, bin yıllık nefes kesici kariyeridir. 10. yüzyılda manastırların loş koridorlarında, rahiplerin Tanrı’ya ulaşmak için kullandığı kutsal bir "ses makinesi" olarak doğmuş; yüzyıllar sonra sokaklarda dilencilerin ekmek teknesi olmuş, en sonunda ise Fransız Sarayı'nda kralların ve kraliçelerin gözde oyuncağına dönüşmüştür. Tarihte hem "kutsal", hem "sefil", hem de "asil" olmayı başarabilmiş; gayda benzeri o kadim sesiyle Avrupa'nın tüm sınıf farklarını tek bir gövdede birleştirmiş yaşayan bir efsanedir.
Telefonlarımızdan bilgisayarlarımıza kadar her yere sızan yapay zekanın, sanat dünyasında yarattığı o büyük ikilemi ne kadar farkındayız? Tek bir komutla eser üreten sistemlerin, gerçek sanatçıların emeğini ve 'biricik' olma durumunu nasıl tehdit ettiğini sorgulamalıyız. Durumun ne kadar ciddi olduğunu anlamak için TÜİK’in 2025 verilerine de göz atacağız; hani şu kullanım oranının %19’ları aştığı ve özellikle biz gençlerin başı çektiği o tablo, meselenin sadece teknik değil toplumsal bir dönüşüm olduğunu da kanıtlıyor. Hızın büyüsüne kapılıp sanatı ruhsuz bir tüketim ürününe dönüştürme riskimizi ve 'özgünlük' krizini, hem verilerle hem de güncel tartışmalarla anlamaya çalışalım.
Raflarda bekleyen kitapların yarattığı o suçluluk hissi, aynı sayfayı defalarca okuyup hiçbir şey anlamamak...'Okumak istiyorum ama başlayamıyorum' diyorsanız, yalnız değilsiniz. Literatürde 'Reading Slump' olarak bilinen bu okuma tıkanıklığını aşmanın, kendinize yüklenmeden kitaplarla yeniden barışmanın yolları.
Cebinde sadece 20 dolar, aklında ise Yüzyıllık Yalnızlık...Ailesini geçindirmek için saç kurutma makinesini bile satmak zorunda kalan, ancak daktilosunun başından kalkmayan bir dâhi. Postaya verecek parası yetmediği için yayınevine sadece yarısını gönderebildiği o dosya, nasıl oldu da dünya edebiyatında bir deprem yarattı? İşte Gabriel García Márquez’in tozlu yollardan zirveye tırmanış öyküsü
























