İllüstrasyon: Sergiy Maidukov

Sosyal medya platformları, özellikle mobil cihazlarda kullanıldıklarında, insanların karşılaştıkları bilgiyi sorgulamasını zorlaştıran (Allcott & Gentzkow, 2017, p. 221) ve sorgulamaya da teşvik etmeyen yapısı ile yalan ve yanlış bilgilerin yayılmasına ortam sağlamaktadır. Zaten bilişsel yanlılıklarını artırma ihtimali olan yankı odalarında etkileşimde bulunan pek çok kullanıcı, karşılarına çıkan bilgileri sorgulama eğiliminde değildir. Sosyal medya platformlarındaki içeriklerin sürekli bir kaydırma hareketiyle hızlı bir şekilde tüketilmesi de insanları yalan habere karşı savunmasız hale getiren bir unsur olarak göz önünde bulundurulabilir.

Sosyal medya platformlarında bir bağlantıya (link) tıklanması durumunda bunun o platformdan çıkmak anlamına gelmesi nedeniyle de kullanıcıların kaynağa ulaşmak konusunda isteksiz olduğu düşünülebilir. Bu durum, mobil kullanım için tasarlanan video ve fotoğraf paylaşım platformu Instagram için daha farklı işlemektedir çünkü bu platformda gönderi içinde bağlantı verilememektedir, yani gönderide bulunan bağlantılar tıklanabilir değildir. Bu da kullanıcıların hiçbir kaynağa işaret etmeden bazı yanlış haber veya bilgiler yayabilmelerinin yolunu açma tehlikesi taşımaktadır.

Diğer bir durumda ise gönderi bir bağlantı içerebilir ama bu bağlantı tıklanabilir olmadığından kullanıcıların bağlantıyı kopyalayarak tarayıcıda aratma ihtimali azdır. Burada sıralanan bu iddialar test edilmeli ve yalan haberle mücadelede dikkate alınmalıdır.

Instagram'dan Karşı Önlemler

Yalan haberin yayılmasına ortam sağlayan Instagram, bu sorunla ilgili çeşitli önlemler almaya başlamıştır. Özellikle dünyanın çeşitli yerlerinde patlak veren salgınlar ve artan aşı reddi bu önlemlerin alınmasını hızlandırmıştır. Yapılan yakın zamanlı değişikliklerle artık Instagram’da gönderiler “asılsız bilgiler” içerdikleri gerekçesiyle şikâyet edilebilmektedir. Bunun yanında aşı karşıtlarının kullandıkları #vaccineskill ve #vaccinescauseautism gibi etiketler (hashtag) kaldırılmakta, aşı karşıtı propaganda yapan hesaplar kapatılmaktadır. Ancak yine de bazı aşı karşıtı etiketlerin (örneğin, #antivaxx) erişilebilir olduğu görülmektedir. Aşıların ölümcül olduğunu ve otizme sebep olduğunu iddia eden etiketler kaldırılırken açıkça aşı karşıtı olan bu etiketin (#antivaxx) kaldırılmaması ifade ve düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilir. Bir diğer önlemle birlikte artık aşı ile ilgili yanlış bilgi içeren gönderiler keşfet (explore) veya etiket sayfalarında görülemeyecek. Bu önlemlerin Türkçe Instagram’da ne kadar uygulandığı tartışmalıdır çünkü örneğin, #aşıyaptırmamahakkımıkullanıyorum etiketi erişilebilir olmakla birlikte bu etiket aratıldığında herhangi bir uyarı ile karşılaşılmamaktadır ancak bu etiket altında (16 Ocak 2020 tarihinde) yalnızca 114 gönderi olduğu bilgisi de dikkate alınmalıdır. Ayrıca, bu etiketin erişilir olması da yine bir hak bağlamında değerlendirilmiş olabilir.

Resim 1: 20 Temmuz 2019’da San Diego Comic-Con’un gerçekleştiği binanın dışında protesto yapan aşı karşıtları (Fotoğraf: Daniel Knighton/Getty Images)

Aşı Karşıtları Taktik Değiştiriyor

Bu çabalar önemli olmakla birlikte aşı karşıtı kampanya yürüten hesaplar da faaliyetlerini sürdürmenin farklı yollarını bulmakta gecikmemektedir. Kapatılan hesapların yerine yenileri açarak, yeni aşı karşıtı etiketler üreterek veya aşı yanlısı etiketler kullanarak aşı karşıtı görüşleri yaymaya devam etmektedirler. Aşı karşıtları; kürtaj ve cinsel rıza gibi konularla ilgili #righttochoose (seçme hakkı) ve #mybodymychoice (benim bedenim benim kararım) gibi veya #vaxwithme (benimle birlikte aşı yaptır) ve #provax (aşı yanlılığı) benzeri aşı yanlısı etiketleri kullanarak bu engelleri kolayca aşmaktadır (Cockerell, 2019). Hatta bir NBC News haberine göre (Zadrozny & Edwards, 2019) sosyal medya platformlarında faaliyetleri kısıtlandığı için aşı karşıtı gruplar eylemlerini sokağa taşımaktadır. Bu durum, sosyal medya platformlarının çabalarının tek başına yeterli olmayacağını ve aşı karşıtlığının önlenmesinde disiplinlerarası bir yaklaşımın izlenmesi gereğini ortaya koymaktadır.

Resim 2: Türkçe Instagram'da aşı karşıtı hesaplardan bazıları

Aşı Karşıtı Hesapların En Geniş Kitlesi Ebeveynler

Tüm bu önlemlere rağmen Instagram’da özel bir çaba harcamadan yapılabilecek kısa bir taramayla binlerce takipçisi olan aşı karşıtı hesaplara ulaşmak mümkündür. Bu hesapların gönderileri incelendiğinde bunların pek çok kaynaktan beslendiği görülmektedir. Kimi gönderilerde bazı aşı kaynaklı yan etkiler ve aşının zararları anlatılırken bunlar genellikle ebeveynlerde korkuya neden olacak bir anlatımla ve görselle sunulmaktadır.

Resim 3

Burada bazı gönderilerde kişisel hikayelere başvurularak mesajın etki seviyesi artırılmaktadır. Aşı kaynaklı olduğu iddia edilen yaralar, hastalıklar ve hatta ölümleri gösterdiği söylenen görseller bağlamından kopuk ve bir kaynağa işaret etmeden servis edilmektedir (bkz. Resim 3).

Bu durum ebeveynlerin daha yüksek duygusal etkilere sahip olan yanlış veya yanıltıcı bilgiler karşısında manipülasyona uğrayarak yenik düşmelerine sebep olabilmektedir (Yüksel & Topuzoğlu, 2019, p. 249). Bu hesapların gönderilerinde bulunan yorumların pek çoğu aşı karşısında tereddütlü ve bilgi almak isteyen ebeveynlerden gelmektedir. Üstelik bu ebeveynlerin bu hesapların etkisiyle “gözlerinin açıldığını” ve çocuklarına aşı yaptırmayı bıraktıklarını veya zaten hiç aşı yaptırmadıklarını söyledikleri yorumlara rastlamak mümkündür.

Aşı karşıtı hesaplar birbirlerine veya başka platformlardaki aşı karşıtı hareketlere referans vererek ve birbirlerini destekleyerek güç kazanmaya çalışmaktadır. Aşı karşıtı bir hesap veya etiket engellendiğinde yenisi öne çıkarılarak takipçiler buralara yönlendirilmektedir. Bu yüzden de sosyal medya platformlarının aşı ile mücadelesi süreklilik arz etmelidir çünkü her önlem bir karşı önlemi doğurmaktadır.

Dini Kaynaklı Endişeler Ön Planda

Türkiye’deki aşı karşıtlığının ve tereddütünün nedenlerini Instagram üzerinden izlemek mümkündür. Bu nedenlerin başlıcası dini kaynaklı olanlardır. Buna göre aşılar Amerika kaynaklıdır veya Yahudiler tarafından üretilmektedir, bu nedenle de bir Müslümanın bunları kullanması uygun değildir (bkz. Resim 4). Yaygın paranoya kaynakları olan Amerika’yı ve Yahudileri içeren komplo teorileri bu görüşlerin ortaya çıkmasında etkili olmuş olabilir.

Resim 4

Diğer bir dini kaynaklı endişe ise aşıların domuz kanı içerdiği iddiasıdır. Bu tür dini kaynaklı endişelerin aşı karşıtlarını alternatif bir yöntem olan ve bazı hadislerde tavsiye edilen hacamata yönlendirdiği görülmüştür (bkz. Resim 5).

Resim 5

2014 tarihli bir araştırmada, tıbbi komplo teorilerinin yaygın olarak bilindiğini, geniş ölçüde desteklendiğini ve birçok genel sağlık davranışına neden olduğunu ortaya konmuştur. Araştırma verilerine göre Amerikalıların yüzde 49’u en az bir tıbbi komplo teorisine inandıklarını ifade etmişlerdir. Araştırmanın sonucunda komplo teorilerine inananların geleneksel tıptan kaçınarak alternatif tıpa yöneldikleri ortaya çıkmıştır (Oliver & Wood, 2014). Türkiye bağlamında yapılan geniş çaplı bir araştırmada da bu ve buna benzer sonuçların çıkması muhtemelen görünmektedir.

Yaygın olarak paylaşılan diğer endişeler arasında bebeklere çok fazla aşı yapıldığı, aşıların işe yaramadığı, ölümcül düzeyde cıva ve alüminyum benzeri maddeler içerdiği gibi iddialar ve bunlarından yanında aşının otizm, egzama, kanser, kulak enfeksiyonu, diyabet gibi pek çok hastalığa neden olduğu ve hatta aşıların biyolojik silah olarak kullanıldığı gibi iddialar vardır.

Sonuç

Aşı, tarihin eski dönemlerinde ölüme yol açan pek çok hastalığın artık görülmemesini veya ölümle sonuçlanmamasını sağlayan düşük maliyetli ve güçlü bir halk sağlığı kazanımıdır ve Türk Tabipler Birliği’nin ifadesiyle “insanlığın müşterek bir değeridir.” İnsanlık tarihinin en büyük kazanımlarından birini tehlikeye atan yeni eğilimler endişe vericidir. Bu sebeple Türkiye’de bu eğilimlerin nedenlerinin internet ve sosyal medya bağlamında araştırılması ve çözümü için harekete geçirilmesi önem arz etmektedir. Bu konu ile ilgili toplumun medya ve sağlık okuryazarlığının geliştirilmesi yönünde adımlar atılmalı ve insanlara sosyal medya aracılığıyla ulaşmanın etkili yolları araştırılmalıdır. Bununla birlikte sosyal medya platformlarının genel olarak yalan haberle özel olarak da sağlık konulu yalan haberle mücadelesi hız kesmeden devam etmelidir. Son zamanlarda medyada ortaya çıkan aşı karşıtı bazı söylemler ile ilgili halk, açık bir şekilde bilgilendirilmelidir[1]. Ayrıca, sağlık çalışanlarının da konu ile ilgili yapabileceği şeyler tespit edilmeli ve aşı ile ilgili tereddütler giderilmelidir.

Kaynakça:

[1] Örneğin, HaberTürk’te 1 Ocak 2020 tarihinde yayınlanan “Türkiye’nin Nabzı” isimli programa konuk olan Prof. Dr. Canan Karatay, bazı ülkelerde “din bakımından” hiç aşı yapılmadığını ve İsrail’in de bu ülkelerden biri olduğunu ifade etmişti. Bu iddianın gerçek dışı olduğu bir doğrulama platformu olan teyit.org tarafından ortaya çıkarılmıştı (teyit.org’un yaptığı analiz için bkz: https://teyit.org/israilde-hic-asi-yapilmadigi-iddiasi/).


Bu içeriğin her türlü sorumluluğu yazara / yazarlara aittir.