Toplumda ‘’erkek işi’’ olarak anılan bir meslekte genç bir kadın, bir inşaat mühendisi… Ablam Songül Şengül’ün öyküsü…

Lise yıllarında sistemin onu bir meslek seçme zorunluluğuna itmesiyle kendine bir meslek ararken inşaat ustası babasından etkilenip mühendis olmak istediğine karar verdi. Bu kararını çevresiyle paylaştığında aldığı tepkiler ise hepimize fazlasıyla tanıdık.

İnşaat sektörüyle pek de içli dışlı olmayan ev hanımları bir kadının bu meslekte ciddi zorluklar çekeceğine, bir kadına ne fiziksel ne de mental olarak uygun olmadığına, erkeklerin yoğun olduğu bir ortamda bir kadının çalışmasının hoş olmadığına dair söylemlerle karşıladı onu.

Sektörün içinde olan kişilerden bazıları inşaat ortamında kadınların varlığını gördüğü için duruma daha ılımlı söylemlerle yaklaşırken yine sektöre hakim başka kişiler de kadınların bu sektörde çektiği sıkıntıları gördükleri için diğerleri kadar ılımlı yaklaşamadı.

Aldığı tepkiler ne olursa olsun aldırış etmeyip istediği bölümü okudu ve Karadeniz Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünden mezun oldu.

Mezun olduğunda ülkemizde inşaat sektöründe ciddi sıkıntılar bulunduğu için uzunca bir süre işsizlik sıkıntısı çekti. Sektördeki sıkıntının üzerine firmaların tecrübeli çalışan istemesi de onun iş imkanını oldukça daralttı.

Ayrıca bazı firmalar da ‘’yeri geldiğinde şantiyede geç saatlerde tek başına kalması gerekeceği ve buna uygun olmadığı’’ gibi bahanelerle üstü kapalı bir şekilde kadın çalışan istemediklerini belirterek onu reddettiler.

Kendi mesleğini bir türlü yapamaması sonucunda işsizlikten bıkarak bir mağazada reyon görevlisi olarak çalışmaya başladı:

‘’Her gün iş yerindeyken ‘ben mühendis olmak için okudum, benim burada ne işim var?’ diye soruyordum kendime.’’

Mobingin ve fiziksel yorgunluğun had safhada olduğu bu mağazadan, yeni kurulan bir inşaat şirketinde iş bulması sonucu ayrıldı.

Tam kendi mesleğini yapma umudu doğmuşken bu şirkette de kendisine sekreter ve hatta hizmetli muamelesi yapıldı. Bu muameleye boyun eğmediği için de işten çıkarıldı.

Bu olayların ve işsizlik bunalımıyla geçen uzun sürecin sonunda karşısına beklenmedik bir şekilde inşaat üzerine belgelendirme yapan bir firmada çalışma fırsatı çıktı. Başlarda geçmişte yaşadığı aksilikler yüzünden oldukça umutsuz bir şekilde bu firmada çalışmaya başladı. Mesleğiyle pek de alakası olmayan masa başı bir pozisyonda çalışırken bir gün tesadüfen aynı firmada sınav yapıcı hoca olarak çalışan Barış Sipahigil ile tanıştı ve onun yardımlarıyla çalıştığı firma içinde masa başından kurtulup sınavların yapıldığı şantiyede çalışmaya başladı. -Şu an çalıştığı şantiyede mesleğini öğrenmesine yardımcı olan Barış Sipahigil’e ve Volkan Kaya’ya sonsuz teşekkürlerini de ekliyor-. Bugün hala çalışmakta olduğu bu işte sonunda kendi mesleğinde tecrübe edinme fırsatı buluyor.

Yine kendi mesleğini icra ederken de bu mesleğe karar verdiği dönemde olduğu gibi insanlardan farklı söylemler aldı.

İlerleyen süreçte ev hanımı olduğunda mesleğin zor olacağını düşünenler, çalışma saatlerinin ona sıkıntı çıkaracağını söyleyenler, toz toprak içinde ve zor şartlarda çalışmanın bir kadını olumsuz etkileyeceğini savunanlar, usta sınıfıyla iletişim kurmakta zorlanacağından bahsedenler, ‘’bu mesleği yapacağına şu mesleği yapsaydın’’ diyerek bilmişlik taslayanlar…

Birlikte çalıştığı usta sınıfından ise en çok duyduğu, aklına yer eden cümle ‘’kız başınıza zor olmuyor mu?’’ sorusu.

Bunun yanı sıra bu sınıf, şantiyede bir kadın bulunması fikrine hala alışamadıkları için zaman zaman farklı tavırlar sergiliyorlar. Kibar davranma çabasını fazla abartıp mahçup hareketlerle ‘’eğilip bükülme’’ boyutuna getirenler, karşısındakinin bir mühendis ya da kadın olmasını umursamadan argo dille konuşup kaba bir üslup sergileyenler, kadın olduğu için ona farklı gözle bakanlar, ‘’sen ne anlarsın’’ bakış açısıyla söylediklerini dikkate almayanlar, garip bakışlarla şantiye ortamına ait olmadığını hissettirmeye çalışanlar…

İnşaat ortamında kadın olmanın ona sağladığı avantajlar ve dezavantajlar da oluyor. Kadın olduğu için zaman zaman öncelik verilmesi, yüksek yerlere çıkılması gerektiğinde çalışanların ona yardımcı olması, etraftakilerin onu toz topraktan korumaya çalışması gibi davranışlarla inşaat ortamını bir kadına kolaylaştırmaya çalışmaları bu ortamda kadın olmanın avantajlarından.

Yukarıda da bahsettiğimiz olumsuz tavırlar ve fiziksel olarak ortalama bir kadının ortalama bir erkekten daha zayıf olması haliyle bu ağır iş ortamında dezavantaj oluşturuyor. Ayrıca olası bir hamilelik süreci ve küçük bir bebeğin anneye daha çok ihtiyaç duyması durumunda da düzensiz ve ağır çalışma saatleri de kimi zamanlar dezavantaj oluşturabiliyor.

Yaşadığı her şeye rağmen hala mesleğini öğrenmeye ve icra etmeye olan hevesini kaybetmedi ve bugün, çektiği cefalardan sonra sonunda mutlu bir şekilde ait olduğu yerde yoluna devam ediyor.

Bu içeriğin her türlü sorumluluğu ve hakları yazar(lar)ına aittir.

YAZARLAR