İnsanoğlunun iz bırakma, adını duyurma isteğinden doğan bir kültür: grafiti… Siyah boyayla yazılmış sade bir Taki183 tagiyle (takma ad) başlayıp bugün, Stak ve onun gibi daha birçok grafiticinin işlerine kadar uzanan bir kültür… Bu kültür ‘’adımı nasıl daha dikkat çekici, akılda kalıcı hale getirebilirim’’ ortak kaygısıyla her geçen gün gelişmiş. Bu kaygı ve benzeri ortak duygular grafiti camiasını bir araya getirmiş:

‘’Hepimiz polis görünce yaptığımız işi bırakıyoruz.’’

Bu çalışmada grafiti camiasından Stak’ın hikayesini paylaşıp grafitiden bahsedeceğiz.

Bir sanal oyunun etkisiyle crosslama yaparak (başka grafitilerin üstüne yenisini yapmak, bozmak) yola başlıyor Stak. Daha sonrasında araştırarak Ankara’nın grafiti camiasına ait bir siteyi keşfediyor. Siteye üye olduktan sonra yaptığı crosslamalarla ilgili uyarı alıyor ve grafitilerini boş ya da kirli duvarlara yaparak devam ediyor. Başta yola Skat adıyla çıkıyor ancak bu ismin -crosslamalar nedeniyle- camiada kötü duyulmasından dolayı ismi değiştirip Stak yapıyor. Skat isminin de Stak isminin de bir anlamı yok. Anlamı olmayan bir kelime olmasını özellikle seçmiş Stak. Çünkü anlamlı bir kelimenin insanlara bir mesaj düşündürmesini ve tepki göstermelerini istemiyor.

Grafiti camiasının sık sık festivaller düzenlediğini, birbirini oldukça desteklediğini, gittiği yerlerdeki grafiticilerin onunla iletişime geçip beraber boyamayı teklif ettiğini ve grafitinin ona bir çok arkadaş kazandırdığını söylüyor. Hatta eşiyle bile grafiti sayesinde tanışmış:

‘’Dünyanın her yerinden arkadaşım varmış gibi hissediyorum.’’

İlk zamanlar yaptığı iş konusunda ailesinden pek de destek göremiyor. Hatta babasının, boyalarını çöpe attığından ya da zaman zaman grafiti yapmak için evden çıktığında yanlış bir iş yapması korkusuyla onu takip ettiğinden bile bahsediyor. Öğretmeninin yönlendirmesiyle güzel sanatlar okumaya yöneliyor ancak ailesi onun geleceğinden kaygı ederek bu durumu da pek desteklemiyor ve bir takım gerekçelerle yalnızca bir tek yetenek sınavına girebileceğini söylüyor. Bunun sonucunda da kazanma ihtimali yüksek olan bir okulun sınavına girmeye karar veriyor ve Çankırı Karatekin Üniversitesi’ne başlıyor:

‘’Üniversite yetenek kazandırmaz, dünyanızı değiştirmenizi sağlar.’’

Üniversitedeyken ücret karşılığında dükkanları boyarken yaptığı işin de bir gelir kapısı olabileceğini fark ediyor Stak ve bu şekilde sevdiği işi meslek ediniyor. Ayrıca iç mekanlarda yaptığı çalışmaları grafiti olarak değil duvar resmi olarak adlandırıyor. Grafitiye dair yaşadığı en garip olay da yine üniversite yıllarında oluyor:

‘’Birkaç arkadaşım grafiti yaptığımı biliyorlardı. ‘Burda bir grafitici var, seni onunla tanıştıralım’ dediler. Bir kafede oturduk, tanıştık. ‘Sen ne yazıyorsun?’ diye sordum. ‘Ben Stak yazıyorum’ dedi. Şaşırdım. ‘Ne güzel, nerede yaşıyorsun?’ dedim. ‘Ankara’da, CMR diye de grubum var’ dedi. CMR de benim o zamanlarki grubum. ‘Sen ne yazıyorsun?’ dedi. ‘Stak yazıyorum, benim de CMR diye grubum var’ dedim. Bir daha 4 sene yanıma gelememişti.’’

Grafitiye yeni başladığı zamanlar insanlardan, özellikle bekçilerden olumsuz tepkilerle karşılaştığından bahsediyor. Hatta duvar boyarken 6 kişinin saldırısına uğramışlığı dahi var. Başlarda insanlar grafiticilerin siyasi içerikli çalışmalar yaptıklarını düşünüyor ve yaptıkları işleri ‘’duvar karalamak’’ olarak görüyorlar ancak zamanla grafiti toplum tarafından anlaşılıyor. Örneğin bir seferinde Stak ve bir arkadaşı duvar boyarken yoldan arabasıyla geçen bir kadının ‘’bunları siz mi yapıyorsunuz’’ demesi üzerine kadının polis çağıracağını düşünüp toparlanıyorlar ancak tam giderken kadın yanlarına gelip yaptıkları işleri çok beğendiğini söylüyor. Stak’ın da bulunduğu grafiti grubunun adı olan ‘’Need More Cans (Daha Fazla Kutu Lazım) -NMC-’’ tagini gören kadın onların boyaya ihtiyacı olduğunu düşünüp ısrarla boya desteğinde bulunmak istediğini söylüyor.

Benzeri bir olayda ise Stak ve arkadaşlarının karalanmış bir duvara grafiti çalışması yaptıklarını gören bir adam ‘’duvarımız hep karalanmıştı, sizin yaptıklarınızla çok güzel oldu’’ diyerek teşekkür ediyor.

Yine bir gün grafiti yaparken yoldan geçen bir adamdan ‘’duvar yeni boyandı, yazı yazacaksanız yapmayın ama grafiti yapabilirsiniz’’ diye bir tepki alıyorlar. Sokağa yazı yazanların, dertlerini anlatmaya çalıştığını ancak bazı yazıların çevre kirliliğine neden olduğundan bahsediyor Stak. Sevdiğinin adını yazanlar, işlerinin reklamlarını yapanlar, dertlerini duvarlara yazanlar… Grafiti yapacakları zamanlar da genelde bu tarz yazılarla kirletilmiş duvarları seçtiklerini söylüyor. Ancak ‘’derdini sokağa dökenlere’’ çok da tepkili değil:

‘’Yine de herkesin sokakta hakkı vardır.’’

Büyükşehir belediyesiyle anlaşmalı olarak Yüksel Caddesi’ni boyadıklarında, isim yazmak yerine ‘’çiçek, böcek çizerlerse’’ onlara izin çıkarılabileceği söylenmiş ancak Stak ve arkadaşları; dertlerinin sokakları güzelleştirmek değil, adlarını duyurmak olduğunu söyleyince izinler sağlanamamış. İnsanların belediye izniyle yapılan hiçbir şeye karşı çıkmamalarından da söz ediyor Stak. Örneğin billboardların, insanların evlerinin manzarasını kapatsa dahi belediye izniyle yapıldığı için tepki gösterilmediği ancak billboardları boyadıkları zaman tepki aldıklarından bahsediyor. Hatta bir seferinde boyarken insanları denemek amaçlı belediyeden geldiklerini söylediklerinde insanların ses etmediğini gözlemlemişler.

Özel bir izin olmasa dahi ülkemizde kanuni boşluk nedeniyle grafitiye ceza verilmiyor. Siyasi içerikli olmadığı sürece bir suçlamada bulunulamıyor. Ancak şikayet gelmesi durumunda kişiler, tutanak tutulup gönderiliyor. Yurt dışında ise durum daha farklı. Grafiti üzerine net kanunlar var. Yapılan grafitinin boyutuna, rengine, içeriğine göre para cezası, çevre temizliğinde çalışma v.b. cezalar veriliyor.

Aracında her daim boya bulunduruyor Stak. Boyanın renk kartelası geniş ve kapatıcılığı yüksek olmalıymış. Çünkü boyarken bir hata yapıldığı zaman boyaların kapatıcılığı sayesinde hataları düzeltmek kolaylaşıyor.

İlk zamanlar hatalı çalışmaların çok olduğunu ancak camiadan yardım ve fikir alarak her çalışmanın kurtarıldığını söylüyor. Yarım kalmış bir çalışmasının neden böyle olduğunu sorduğumuzda, o duvarı boyarken iki kez hava durumuna bakıp hava iyiyken çıktıklarını ancak iki sefer de sağanak yağmura yakalanmaları sonucu çalışmayı bitiremeyince olması gerekenin böyle olduğunu düşünerek çalışmayı yarım bıraktıklarını söyledi.

Ayrıca kendisinin beğenmediği ancak insanlar tarafından çok beğenilen işleri de var:

‘’Önceki işlerimiz bize referans oluyor.’’

Bazı grafiticiler quick bombinglerde (kısa süreli grafiti çalışmaları) bile taslak hazırlarken Stak genelde arabasında bulduğu renklerle doğaçlama çalışıyor. Pek de düzenli ve planlı bir insan olmadığını, doğaçlamayla arasının daha iyi olduğunu da belirtiyor.

Legal denilen, daha uzun süren işlerde ise bazen başlamadan önce kafasında ön taslak yapıp ona uygun boyaları hazırlıyor:

‘’Genelde duvarın son hali benim için de sürpriz oluyor.’’  

Çoğunlukla Eryaman, Batıkent gibi düzenli yerleşim yerlerinde çalışan Stak, Ankara’nın merkezi yerlerindeki çarpık yerleşme nedeniyle genelde boyanacak yerlerin ancak dükkan kepenkleri olduğunu söylüyor. Kepenkleri boyamayı da genelde tercih etmiyor. Bir kaç kere kepenk boyadığından insanların sildiğini görüp rahatsız oldukları düşüncesiyle vazgeçmiş. Ayrıca yaptığı çalışmalar silinirse yine bu düşünceden dolayı aynı yere tekrar bir çalışma yapmıyor. Kimilerininse çalışmaları silindikçe inat ederek tekrar yaptığından bahsediyor.

Grafitiye başlayan ancak maliyetinden dolayı bırakan çok kişi olduğunu, her geçen gün grafiti kültürünün azaldığını söylüyor. Zamanla grafitinin modasının geçtiğini düşündüğü için dijital çizime de yönelmeye başlamış durumda Stak:

‘’Sanmıyorum ama bir gün boyayacak yer biterse biz de Need More Cans yerine No More Cans (Artık Kutuya İhtiyaç Yok) oluruz.’’

Çoğu grafitici akciğer kanserine yakalandığı için Stak da yıllık kontrole gidiyor:

‘’Kontrollerde ciğerlerim temiz çıkınca acaba yeteri kadar boyamıyor muyum diye düşünüyorum.’’

Bunların yanı sıra grafiticilerin yaşadıkları şehre oldukça tutkun olduklarına da dikkat çekiyor.

Ayrıca kadın graffiticilerin çok az olduğunu, kadınlardan bu işi en iyi yapanın İzmir’de RGA isimli bir kadın grubu olduğunu söylüyor. Kadınların çalışmaları ile erkeklerin çalışmaları arasında ciddi bir üslup farkı olmadığından da bahsediyor.

‘’Sevdiğiniz işin üstüne düşün, ona tutunun. Bir işin üstüne düşerseniz onu iyi yaparsınız. Onu iyi yaparsanız da mutlaka size getirileri olur.’’

Bu içeriğin her türlü sorumluluğu ve hakları yazar(lar)ına aittir.