24 Ocak 2020 günü, saatler 20:55’i gösterirken Elazığ’da, merkezi Sivrice olan bir deprem afeti yaşanmıştı. İlk günlerde depremzede halkın en büyük sorunu hayati tehlikeyi atlatmak, sığınacak bir yer bulmak ve karınlarını doyurmaktı. Ancak depremin ilk haftasını geride bıraktıktan sonra halkın sorunu ‘’Şimdi ne yapacağız?’’ sorusuna dönüştü. Evsiz, işsiz ve hatta ailesiz kalan insanlar, yaraların sarılma aşamasında hayatlarının devamını nasıl sürdüreceklerini düşünmeye başladılar. Taşınanlar, iş yerini kapatanlar, göç edenler, tüm hasara rağmen işlerini devam ettirmeye çalışanlar, hala psikolojik çöküntüyü atlatamayanlar, öksüz yetim kalanlar, çadırında oturup bir çare arayanlar…
“Elazığ’ın asıl depremi şimdi başlıyor.”

HALKIN İDDİALARI

6.8 şiddetinde olduğu ve 20 saniye sürdüğü açıklanan depremin, daha şiddetli ve daha uzun süreli olduğunu iddia ediyor Elazığ halkı. Hatta Kandilli Rasathanesi’nin ilk esnada; 7.1 şiddetli ve 38 saniyelik bir deprem açıklaması yaptığına dair iddialar bile var. Kimi şahıslar daha öncesinde Van depremini yaşamış ve bu tecrübeye dayanarak Elazığ felaketinin, en az Van depremi kadar şiddetli olduğunu söylüyor. Üstelik ölü sayısındaki 41 kişilik açıklamanın hatalı olduğu ve bu sayının iki-üç misli ölü olduğu söyleniyor.

YAĞMACILAR VE FIRSATÇILAR

Yardımların yerini bulmaması ciddi bir sorun oluşturmuş durumda. Kimisi yakın şehirlerden, özellikle Gaziantep’ten gelen yağmacıların yardımları fazlasıyla toplaması, gerçekten yardıma muhtaç olan halkı zor durumda bırakıyor. Ayrıca halk, bölgedeki Suriyelilerin, verilen yardımları ve çadırları çok fazla işgal etmesinden şikayetçi. Ancak bu durumun arkasında da küçük bir hikaye var. Ülkemize Suriye’den gelen yoğun göç döneminde, ildeki eski ve yıpranmış binalar Suriyeli göçmenlere kiraya verilmiş. Bu durumun sonucu olarak depremde en çok hasar gören evler bu göçmenlerin ve ilk safhada en çok çadır ihtiyacı olan kesim de bu insanlar. Ancak daha sonraki günlerde yardımların fazlasıyla geldiğini gören depremzede göçmenler, diğer göçmen akrabalarını arayarak bu bölgeye çağırıp yardımların ihtiyacı olmayan kesime gitmesinde etkili olmuştur. Bölgeye Türkiye’nin her yerinden giden bu büyük yardımların, çadırların, depremzedelere açılan tren vagonlarının, polis evlerinin vb. yetersiz gelmesi de bunlardan kaynaklıdır. Hatta son günlerde yağmacılar ve bazı göçmenler topladıkları yardımları satmaya dahi başlamış durumdalar. Bütün bunların yanı sıra, fırsatçı kesim ortaya çıkmış durumda. Özellikle nakliyeciler taşıma ücretlerine, evi sağlam kalan ev sahipleri kira fiyatlarına, birçok esnaf ürünlere ciddi zamlar getirmiş. Diğer bir yandan da evinde hasar olmadığı halde maddi destek alabilmek amaçlı evini hasarlı göstermek için çabalayan bir kesim de ortaya çıkmış durumda.

İHMALLER

Halk, yardımların yerlerine ulaşmamasının, denetimsiz dağıtımdan kaynaklandığını düşünüyor. Yardımların dağıtımı esnasında gelen herkese yardımların sorgusuz verilmesi ve dağıtım yapan görevlilerin çabucak işlerini bitirme derdine düşmüş olması bu denetimsizliği ortaya çıkarıyor. Bir diğer sıkıntı da yardımların yanlış yönde yapılması. Dağıtılan kimi çadırlara soba v.b. ısıtıcı desteğinin hiç sağlanmaması ya da yetersiz sağlanması, çadırlarda elektrik desteği olmamasına rağmen elektrikli ısıtıcılar dağıtılması, yardım konusundaki bir diğer ihmal. Bunların yanı sıra halk, bölgenin afet bölgesi ilan edilmesini ve bu ilanın gereklerinin yerine getirilmesini istiyor. Elazığ’dan daha hafif yıkıma uğramış bölgelerin afet bölgesi ilan edilmesi ise halkı ciddi anlamda öfkelendirmiş vaziyette. Bu durumun gerekçesinin siyasi nedenler olduğu düşünülüyor. Hatta kimi muhtarların, sırf kendisine oy vermedi diye bazı şahıslara yardım etmediğine dair şikayetler bile var. Bölgedeki en büyük ihmal ise hasar tespitlerinin ve yıkım kararlarının yalnızca bir çekiç, tornavida, kimi zamansa bunlar dahi olmadan, gözleme dayalı olarak yapılması.

Bu içeriğin her türlü sorumluluğu ve hakları yazarlara aittir.